Facebook Canlı Yayın Servisi Acil Hizmet Numaralarının Yerini Alacak mı?

Facebook Canlı Yayın Servisi Acil Hizmet Numaralarının Yerini Alacak mı?
Kaan Ezgimen
Kaan Ezgimen - | Sosyal Medya
YORUM YAZ

Türkiye’de acil durumlarda 155 Polis İmdat, 110 Yangın İhbar veya 112 Acil Servis arama alışkanlığımızın Facebook canlı yayın servisiyle yer değiştirdiğini düşünebiliyor musunuz? Aslında bu bir fantezi değil, çünkü ABD’de geçen hafta meydana gelen şiddetli çatışmalarda ve ondan önce yaklaşık 2 yıldır yaşanan travmatik toplumsal olaylarda, insanlar 911'i aramak yerine Facebook canlı yayın servisini kullanmayı tercih ettiler. Sizce bunu neden yapmış olabilirler?

İnsanların bu seçeneği değerlendirmesinde ki etkenler arasında olayın toplumsal boyutları çok önemli. ABD’de hızla alevlenen ırkçı hareketin insanların Facebook Live servisini kullanmak istemesiyle doğrudan alakası var. Siyah-beyaz çatışmalarının ve kolluk kuvvetlerin baskılarının artmasıyla beraber ABD’de artık hükümete bağlı acil servislerin bir işe yaramayacağı, bu servislerin zaten kendilerine silah doğrultan güvenlik birimlerini kapılarına yollayacağı algısı yerleşmiş olabilir. Son birkaç aydır ABD’de Afrika kökenli vatandaşlara karşı yönelen polis şiddeti, bu birime karşı olan güveni tamamen sarsmış olduğundan, vatandaşlar acil durumlarda telefonlarına sarıldıklarında 911’i değil Facebook Canlı yayını tercih ediyor ve oradan imdat istiyorlar. Kısaca ABD’de durum artık siyahi toplumun polise olan güveninin kaybolmasıyla ilgili.

Türkiye’de biz ne yaptık?

Türkiye’de böyle bir durumun yaşanıp yaşanmayacağı hakkında uzun uzun oturup tartışılabilir. Ancak Gezi olayları sırasında Twitter ve Facebook toplumsal haber alış verişinde oldukça önemli rol oynamış. Ancak o zamanlar canlı yayın konusunda çok da ileri gidilememişti. Ayrıca bu tür toplumsal olaylarda hükümet politikası gereğince sosyal medyanın yavaşlatılması hatta engellenmesi, böyle bir şansı da kullanıcıların elinden alıyor. Öte yandan, Facebook ve Twitter’da Gezi olayları sırasında fazlasıyla yanlış bilgi de yayılmış, bu noktada durum haber alıp vermekten çok provokasyona dönüşmeye başlamıştı.

Sosyal medyanın tercihinde güvenlik politikalarının rolü

ABD’de Afrika kökenli vatandaşlara yönelik şiddetin artması aslında belli dönemlerde artan bir sosyopolitik olaymış gibi görünse de, elbette kimse “daha önce de olmuştu birazdan geçer” mantığıyla yaklaşmıyor olaylara. Her ne kadar Türkiye’de toplumsal olayalara tepki vermek için sosyal medya kullanıldığında o dönemin yöneticileri “Sosyal medya toplumun baş belasıdır” tanımını yapsalar da, seçim arifelerinde bu “tü-kaka” dedikleri altyapıyı verimli kullanmak adına istihdam yaratmayı da es geçemediler.

Toplumsal olayların büyümeden önlenmesinde güvenlik kuvvetlerinin ve hükümetlerin tutumu elbette olayların dozajını da etkiliyor. Öte yandan karşısında güvenlik kuvvetlerini gören ve birebir onların baskısına maruz kalan vatandaş neden kalkıp da güvenlik kuvvetlerinden yardım istesin ki? Çünkü toplumsal olaylarda polisin uygulamakta olduğu yöntemlerin olayın gidişatını nasıl etkilediği de üzerinde durulması gereken bir konu.

Sosyal hareketlerde sosyal medyanın rolü nedir?

Şimdi, son 5 yılda yaşanan toplumsal olaylarda sosyal medyanın kullanımında yaşanan benzerlikleri ve farklılıkları bir masaya yatıracak olursak; güvenlik kuvvetlerinin ve göstericilerin sosyal medya kullanımı farklılık gösterir. İngiltere Manchester olayları, Kanada Vancouver olayları, ABD Boston maratonu patlaması, İstanbul Gezi Parkı ve Fransa Paris baskını gibi büyük ses getirmiş yoğunluktaki olaylarda gerek güvenlik, gerek göstericiler kendi güvenliklerini garanti altına almaya yönelik paylaşımlar yapmışlardı. Hükümetler ise Türkiye hariç, sosyal medya üzerinde üzerinden paylaşılan bilgi fotoğrafların kamuoyunu doğru bilgilendirmesi hususunda özel bir çaba sarf ettiler. Asla olaylara yayın yasağı getirmediler.

Ancak Gezi olayları esnasında Türkiye’de güvenlik birimleri ve hükümet sosyal medyanın gücünü henüz tanımıyordu, otorite bu ezici koordinasyon karşısında son derece aciz kaldı. Hazırlıksız yakalanan yönetim birimleri, güvenlik kuvvetlerinin orantısız güç kullanmasına onay verdi ve bir daha bu hakkı onlardan geri alamadı. Yapılacak ikinci hareket ise sosyal medyayı kısıtlamaktı. Her ikisi de sistematik olarak gerçekleştirildi.

“Sosyal medya dururken neden başkasından yardım” isteyelim ki?

Kanada, İngiltere, ABD, Türkiye son 5 yılda yaşanan toplumsal olaylardan sonra sosyal medyanın gücüne kamu hizmeti veren birimlerden daha çok güveniyor. Çünkü kamusal hizmetlerin atıl ya da yavaş olması, otoriteyi temsil ediyor olması ve çözümsüz kalması gibi deneyimlerle yardıma sosyal medyayı çağırmayı seçiyorlar. Öte yandan, sosyal medyada bilindik arkadaş grubunun kamu hizmeti veren görevlilerden daha duyarlı olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Örneğin bir kan merkezinde kan aramakla, sosyal medyadan çağrı yapmak son derece farklı sonuçlar doğurabiliyor. Sosyal medyadan yapılan çağrıların çözümlenme oranı her zaman daha net ve hızlı.

Son haftalarda ABD’de alevlenen #blacklivesmatter hastagi (Siyahların Hayatı Önemlidir) ile Afrika kökenli vatandaşlara eşit davranılmadığına ve onlara yönelik polis şiddetine dikkat çeken sosyal medya hareketi, artık sosyal medyanın farklı bir görevi de üstlenebildiğinin son örneği oldu. 2016 Mart ayında Hollywood Bulvarında bulunan yıldızlar caddesinde aktör ve aktrislerin kaldırımlardaki yıldızlarının yanına, ABD polisinin öldürdüğü siyahların isimlerinin yazılmasıyla büyüyen hareketin geldiği nokta her ne kadar ürkütücü de olsa. Belli bir ivmeyi sosyal medyadan kazandığı da yadsınamaz.

Bugün ABD’de hükümete veya kamu kuruluşlarına bağlı olmayan 600’ün üzerinde acil durum çağrısı alan özel kuruluş olduğunu da not olarak düşelim. Bu birimlerin acil durumlara cevap verme süresi ise geleneksel kurumlardan yüzde 60 daha hızlı.

YORUMLAR