Bilim İnsanları, COVID-19’un Pandemi Değil Sindemi Olduğunu Düşünüyor

Bazı bilim insanları COVID-19'un bir pandemi değil sindemi olduğunu düşünüyor. Peki, bu kavramın pandemiden ne farkı var? İşte konu hakkındaki tüm ayrıntılar!

Bazı bilim insanları, tüm dünyada etkisini hissettiren COVID-19’un bir pandemi değil sindemi olduğunu söylüyor. Onlara göre yeni tip koronavirüsün yayılışı toplumsal eşitsizliklerden bağımsız olarak ele alınmadığı sürece anlaşılamayacak.

“COVID-19 Pandemi Değil Sindemi”

Yeni tip koronavirüs dünyanın dört bir yanında etkisini sürdürmeye devam ediyor ancak özellikle son zamanlarda dünyanın hemen hemen her yerinde yeterince tedbir alınmamaya başlandı ve bu da doğal olarak koronavirüs vakalarında büyük bir artış meydana gelmesine sebebiyet verdi.

Avrupa ülkelerinin çoğu vaka sayılarının yükselişe geçmesiyle beraber sosyal mesafe gibi temel önlemleri yeniden sıkılaştırırken Yeni Zelenda gibi vaka sayısının çok azaldığı ülkelerde alınan tedbirlerin seviyesinde önemli bir azalma kaydedildi. Çok sayıda bilim insanı ve sağlık uzmanına göre koronavirüsle mücadelede bu stratejinin etkisi sınırlı kalıyor.

Tıp dergisi Lancet'in genel yayın yönetmeni Richard Horton, dergide yer alan bir yazısında, “Mücadelelerimizin tümü hastalığın yayılmasını kontrol edebilmek için viral bulaşma yollarını kesmeye odaklandı” ifadelerine yer verdi. Horton, bu yazısında COVID-19’u bir pandemi olarak değil de sindemi olarak görülmesi gerektiğini belirtti.

Sindemi Nedir, Ne Anlama Geliyor?

Sindemi, sinerji ile pandemi kelimelerinin bir araya gelmesinden oluşan bir kelime olmakla birlikte yeni tip koronavirüs gibi salgınların yayılışının toplumsal koşullardan bağımsız olarak ele alınmadığı takdirde yeterince açık bir şekilde anlaşılamayacağını ifade ediyor çünkü onlara göre bu salgının öyküsü o kadar da basit değil. Bir yanda yeni tip koronavirüs varken diğer yanda ise bunun daha çok önceden diyabet, kanser, kalp gibi hastalıkları olan insanlarda diğer sağlıklı insanlara oranla daha ölümcül etkiler yarattığı bir gerçek var.

Salgın, eşitsizliklerin ve toplumsal statüler arasında çok büyük bir uçurumların olduğu bir toplumda daha tehlikeli bir hal alabiliyor. Örneğin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, bu yılın başlarında coronavirus salgınının genellikle en savunmasız insanları, yoksulluk içinde yaşayanları, dar gelirli çalışanları, kadınları ve çocukları, engellileri etkilediğini söylemişti.

Bu kavramın yeni olmadığını da bilmek gerekiyor. Kavram ilk olarak 1990'lı yıllarda Amerikalı bilim insanı Merrill Singer tarafından iki hastalığın birbiriyle etkileşiminin insana ikisinin toplamından çok daha büyük zararlar verdiğini ifade etmek için kullanıldı. Singer’a bunu düşündüren şeyse aynı yıl içerisinde yoksul kesimler içerisinde uyuşturucu kullanımına yönelik yaptığı araştırma oldu.

Singer ile arkadaşları, ağır madde bağımlıları arasında tüberküloz gibi birçok hastalığın yaygın olduğunu ve bazı durumlarda bu kişilerde iki veya daha fazla hastalığın birbiriyle etkileşmesinin verdiği zararı ayrı ayrı verebileceklerinden çok daha arttırdığını gözlemlediler. Bu tıpkı yeni tip koronavirüsün hastalarda önceden var olan diyabet, kanser ve kalp rahatsızlıkları gibi sorunlarla etkileşerek çok daha büyük etkiler yaratmasına benziyor.

YORUMLAR