Bilim Kurgu Sinemasında Bizi Aptal Yerine Koyan 8 Klişe Senaryo

Bilim Kurgu Sinemasında Bizi Aptal Yerine Koyan 8 Klişe Senaryo
Kaan Ezgimen
Kaan Ezgimen - | listeler
YORUM YAZ

Kıyamet senaryoları insanlığın var olduğu daha ateşin ve yazının bile bulunmadığı zamanlardan bu yana varlar. Hep de var olacaklar. Kıyamet senaryolarını artık olağan görmemizi sağlayan tek unsur ise bilim kurgu sineması. O kadar çok kıyamet öncesi ve sonrası film seyrediyoruz ki bir gün bunlardan biri gerçekleşse bu durum bize çok sıradan gelecek. Bilim kurgu sinemasın kıyamet senaryoları bakın bizi nasıl aptal yerine koyuyor.

Özellikle Hollywood, yıllardır bize kıyamet öncesi ve sonrası neler olup biteceğini pompalamaktan başka bir şey yapmıyor sanki. Senaryolar ise birebir aynı. Bir felaket sonunda dünyanın yüzde 99’u yok oluyor ancak kahramanlarımız bir şekilde paçayı kurtarıyor. Ancak yıllardır aynı hikayenin temcit pilavı gibi ısıtılarak önümüze sürülmesinden bıkmadık mı?

Uzaylıların salgın hastalığa yakalanıp ölmesi

Adamlar kalkmış milyon ışık yılı uzaktan gelmiş ama salgın dünyadaki hastalıkları göz ardı etmişler. Yıkıcı bir uzaylı istilasını bir anda bitirebilecek en mantıksız çözümlerden biri bence. O görkemli teknoloji bir çırpıda grip ya da benzer bir virüsle yok olabiliyor. Bu arada o zamana kadar dünyanın yüzde 90’ının falan da yerle bir etmişler ve yaratıklara bir şey olmamış. Ama nedense iş ABD’ye gelince bir ilahi adalet vuku buluyor. Uzaylıların bu makus talihini Dünyalar Savaşı, Kurtuluş Günü, İşaretler gibi örnek filmlerde görebiliyoruz.

Kıyamet sonrası ani bilinçlenme

Her şey olup bitene kadar “aman bize dokunmaz” tadında yaşayan insanların yumurta kapıya dayanıp, hatta içeri girdikten sonra “biz bütünüz, aslanız, kaplanız, insanlık onuru kıyameti yenecek” tadında gruplanmaları oldukça klişe durumlardan biri. Açlık Oyunları, Maze Runner, Divergent gibi örnekler gösterilebilir. Bu filmlerde kıyamet genellikle insan yapımıdır ve çoğunlukla otokrat bir yönetimin insanlık üzerine saçtığı dehşeti konu alır. 

Kıyamet sonrası tüm şehirler hep aynı

Kıyamet öncesi ve sonrası olayın vuku bulduğu tüm şehirler nedense hep aynı durumda. Fransa’da ilk yok olacak yapı hep Eiffel Kulesi, ABD’de Özgürlük Anıtı ya da Golden Gate Köprüsü, İngiltere’de Kraliyet Sarayı olarak gözümüze sokulur. Kıyamet senaryosunda Türkiye bir şekilde konu edilecekse kalabalık bir Cuma namazı ve Sultan Ahmet Camii’ni görmemiz mümkün. Neden? Çünkü kültürümüzün ve milliyetçiliğimizin yok oluşunu ancak bu benimsediğimiz yapıların yok olması ise içselleştirebiliyoruz. Daha etkili felaketler olarak özümsüyoruz. Tüm aidiyetimiz yok oluveriyor.  

Mutlaka bir kadın ve bir erkek kurtulur

İnsanlığın yok olmasının mümkün olamayacağını filmin sonunda göstermek çok önemli. Bunun için de üremek gerek. Sırf bu yüzden kurtulanlar eninde sonunda bir kadın ve bir erkek olarak gösteriliyor. Başka bir şey lazım değil. Bu ikisi yeter, “yürürüz biz buradan” mantığı ne kadar dirayetli bir yaşam formu olduğumuzu işaret ediyor. Bu modern Adem ve Havva hikayesi hem imanı güçlü seyirciyi kazanmak, hem de umudu vicdana bağlamak adına önemli bir klişe. 

Coğrafya hep bir gariptir

Küçük bir vadi, muhteşem bir göl ya da orman dünya yansa da yıkılsa da mutlaka bir şekilde bu küresel felaketten yakayı sıyırmış olur. Orası yeni cennettir hatta. Kurtulan kadın ve erkek umut dolu bir dünyayı kurmaya buradan başlarlar. Dünyayı kavuran tüm radyasyondan ya da uzaylıların dudak uçuklatan teknolojisinden bir şekilde paçayı kurtaran bu bölge senaryonun kahramanlarına nedense bir kuş uçumu mesafede, öylece onları bekler.

Kıyamet sineması rejimlerinin anayasası bellidir

İnanların duyguları bastırılmıştır. Mutlaka bir şekilde sanat, edebiyat, müzik yasaklanmıştır. Kısaca insanların ot olarak yaşamaları gereken tüm şartlar hükümetlerin tek amacı ve en yüksek bütçeyi ayırmak zorunda kaldıkları bir durum olarak gösterilir. Hatta Equilibrium filminde hayvan beslemek bile idamla cezalandırılabiliyordu. 

Geleceği gösteren şifreler

Kıyamet filmlerinin özü gelecekte mahvolacağımız ve bundan da kimsenin kurtulamayacağı üzerine kurulu. Ancak bunu bir şekilde fark edenlerin ve bu durumdan kurtulmak için bir çaba saf ediyor olmaları da gerekiyor ki film olsun. Bu yüzden bir yerlerde, bir süre tüm film kahramanlarının kafa patlattığı şifre ipuçları vardır. Genellikle bu şifrelerin çözülmesi de bir zaman alır. Ancak çözüldükten sonra aksiyon da tavan yapar. Şifreyi çözebilenler türlü fedakarlıklarla mutlaka ölürler. Ancak kurtardıkları bir kadın ve erkek, “dünyayı felaket sonrasına umutla taşıyacak” mesajı da verilir. 

Yeniden inşa etmek süper kolaydır

Kaliforniya’nın yarısı batsa, New York’un tüm binaları çökse, Hoover barajı yıkılıp Arizona ve Nevada eyaletleri göl olsa da Amerikalılar hiç yılmaz. Bir avuç insan ABD’yi yeniden inşa etmeye and içerler. O sırada perde de dalgalanan bir ABD bayrağı da görmemiz pek mümkündür. Amerikan milliyetçiliğinin beyin yıkama politikası da budur zaten. Bu bayrak felaketin taban yaptığı anlarda cayır cayır yanarken gösterilir, yerlerde sürünür, paramparça olup okyanuslara batar ama filmin sonunda mutlaka dalgalanır. Öte yandan yaraları sarmaktansa şehirleri yeniden inşa etmenin önemi öne çıkarılır. Biz ise filmden çıkınca “Ya, Amerikalılar ne çalışkan millet lan aslında” mesajını afiyetle yeriz.

Android İçin En İyi 10 Bilim Kurgu Oyunu

Uzayda Yaşam Formu Arayan Bilim İnsanları Şu Anda Ne Yapıyorlar Dersiniz?

YORUMLAR