Cambridge Analytica Skandalı ve Sosyal Medya Verileri

Cambridge Analytica Skandalı nedir?

Her şey geçtiğimiz cuma günü büyük gazetelerin yaptığı Cambridge Analytica Skandalı haberleriyle başladı. Hazırlanan haberlerde Facebook’un Cambridge Analytica isimli İngiltere merkezli bir şirkete 50 milyon kullanıcı verisi sattığı ve satın alınan verilerin Donald Trump’ın başkanlık seçimlerini kazanmasında kullanıldığı söylendi. Fakat her şey bu kadar basit ve sümen altı edilecek cinsten değildi.

31 Aralık 2013 yılında İngiltere’de kurulan Cambridge Analytica, veri madenciliği, veri analizi ve veri aracılığı yapmak için kurulmuştu. Şirketin ana amacı, devasa verileri analiz ederek, ortaya elle tutulur genel istatistikler çıkarmaktı. Hızla büyüyen şirket, 2014 yılına gelindiğinde Facebook’u küçük bir hileyle kandırarak, 50 milyon kullanıcının verisine ulaşmayı başardı.

Cambridge Analytica Skandalı Nedir?

Cambridge Analytica, resmi olarak Facebook ile iletişime geçmek yerine, henüz ismi bilinmeyen bir profesör aracılığıyla sosyal medya devine ulaştı. Bilimsel araştırma için bir tür anket geliştirdiğini söyleyen profesör, anketin kullanıcı verilerini toplayacağını da söyledi. Facebook ile 200 – 300 bin dolar aralığında anlaşma imzalayan profesör, anket uygulamasını Facebook üzerinden yayınladı ve ankete katılanlara 1-2 dolar gibi ödeme yapacağını söyledi. Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan binlerce Facebook kullanıcısı, küçük bir ücreti kazanmak adına uygulamayı kullanmaya başlayarak, gönüllü olarak verilerini profesöre aktardılar. Ancak uygulama, sadece gönüllü olarak sisteme katılanların değil; onların arkadaşlarının da verilerini topluyordu. Yani sizden habersiz bir arkadaşınız bir anket uygulamasına izin vermişti ve sizin de Facebook verileriniz üçüncü parti şirketlere gidiyordu.

Aslında profesörün olayla neredeyse hiç alakası yoktu. Bütün olay Cambridge Analytica’nın daha ucuz yoldan kullanıcı verisi elde etmek için tezgahladığı bir hikayeydi. Durum Facebook kullanıcıları tarafından fark edilene kadar Cambridge Analytica, toplamda 50 milyon kullanıcının bütün verilerine ulaşmayı başarmıştı. Yaşananların ABD’de haberlere konu olmasından sonra Facebook, uygulamaların başka şirketlere veri aktarmasını engellediğini duyurdu. Verileri çalan Cambridge Analytica ile iletişime geçen Facebook, sadece tek bir elektronik posta atarak, alınan verilerin silinmesini istedi. Tahmin edebileceğiniz gibi Cambridge Analytica da “aynen kanka sildik” şeklinde cevap vererek, verileri elinde tutmaya devam etti.

Her ne kadar Facebook kullanıcılarının yararına bir yasaklama kararı almış gibi görünse de asıl olayı kendisine çok az ücret ödeyerek veri toplanmasıydı. Herkesin bildiği üzere Facebook, kullanıcılarına gösterdiği reklamların yanı sıra onların verilerini de satarak devasa gelirler elde ediyordu.

Sosyal Medya Verileri Nasıl Kullanılabilir?

İşin korkutucu tarafıysa tam olarak burada başladı. 50 milyon Amerika Birleşik Devletleri vatandaşının bütün sosyal medya verilerini ele geçiren Cambridge Analytica, bunları yasal olarak satın alınabilen diğer verilerle birleştirdi. Böylece neredeyse bütün Amerikan halkının müzik zevki, siyasi görüşü, cinsel eğilimi, kızgınlık duyduğu şeyler ya da buna benzer çok ince detayları elde etmiş oldu.

Donald Trump’ın seçim kampanyasına gelmeden önce oluşturduğu reklam modelini Kenya seçimlerinde deneyen Cambridge Analytica, başarılı sonuçlar alınca, Donald Trump’tan milyonlarca dolar alarak, işe koyuldu.

Şirket, elde ettiği verileri önce çeşitli kategorilere göre ayırdı. Bankalardan kredi notu, çeşitli merkezlerden kulüp üyeliği, siyasi parti örgütlerinden kimi detaylar satın alan Cambridge Analytica, ortaya bir seçmen modeli çıkardı. Yapılan seçmen modellerinde en büyük etkiyse sosyal medya platformlarından alınan verilerdi.

Anahtar seçim bölgelerinde neredeyse kişiye özel reklamlar vermeye başlayan analiz şirketi, kararsız oyların birçoğuna etki etti. Sizin hangi haberlere sevinip, hangi haberlere kızdığınızı, sizden daha iyi bilen Cambridge Analytica, reklamlar yoluyla size bu bilgileri aşılamaya başladı.

İnternette Gördüklerinize İnanmayın

Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan, Demokrat ve Cumhuriyetçi Parti arasında kalan kimi seçmenleri hedef almaya başlayan İngiltere merkezli şirket, seçmenin oyunu Donald Trump lehinde kullanmasını sağlayacak reklamlara ağırlık verdi. Fakat bu reklamlar, “hadi Trump’a oy ver” şeklinde değildi. Örneğin; sağlık reformu konusunda Obama’ya kızgın olan seçmene, sağlık reformlarıyla ilgili reklamlar gösteriliyor ve Trump’ın adı anılmadan, seçmenin oyu ona doğru kaydırılıyordu. Yine Facebook üzerinden yayınlanan reklamlar, bir şehir ya da bölge için yayınlanmıyor, yan yana oturan komşuların ikisi, kendi görüşlerine göre farklı reklamlar görüyorlardı. Üstelik reklamlar çoğu zaman doğruyu yansıtmıyor ve yalan haberlerle seçmenlerin görüşleri etkilenmeye çalışılıyordu.

İşin en şeytani tarafıysa sandığa gidip gitmemek konusunda kararsız olan Demokrat Parti seçmenleri üzerinde uygulandı. Sosyal medya verilerinden sandığa gitmeyeceği anlaşılan -evet, bu kadar ince detayları öğrenmişler- seçmenlerin karşısına, Demokrat Parti’nin kötü taraflarını anlatan veya seçimlerle bir şey elde edilemeyeceğini telkin eden yazılar çıkıyordu. Dört bir yanı “sandığa gitme” yazılarıyla dolu olan seçmen de ister istemez fikir değişikliğine gidiyordu.

Halihazırda Cumhuriyetçi Parti’ye oy verecek seçmenler de bu reklam kampanyasından nasibini almıştı. Koyu Cumhuriyetçi olan seçmenlerin hassasiyetleri tespit edilmiş ve onlara da o hassasiyetleri kaşıyan haberler gösterilmişti. Örneğin; komünizm ile takıntısı olan bir seçmene, hazırlanan “Demokratlar seçilirse kış aylarında komünizm gelecek” tarzı haberler gösterilmişti. 3-5 dolara halledilebilen bu tarz reklamı görüp, yazılanlara inanan Cumhuriyetçi seçmen ise çevresindekilere bu haberleri göstererek, taban hareketi adı verilen ve kişilerin çeşitli toplulukların tabanlarına hitap edecek şekilde bilinçsiz kampanyalar yürütmelerine sebep olan hareketlerin oluşmasına sebep olmuşlardı.

Cambridge Analytica Skandalı ve Sonrası

Channel 4 isimli haber kanalı, hemen yukarıda gördüğünüz ve Cambridge Analytica yetkililerinin gizli kamerayla çekilmiş görüntülerini servis etti. Görüntülerde yukarıda yazılan şeylerden çok daha fazlası yer alıyor ve seçim kampanyasının nasıl yürütüldüğüne dair detaylar anlatılıyordu.

Haberlerin peş peşe yayınlanmasının ardından Facebook borsada aynı gün içinde 50 milyar dolara yakın para kaybederken, #deleteFacebook kampanyası başlatıldı. Birçok Amerikalı çevresindekileri Facebook ve sahibi olduğu Instagram, WhatsApp ve Messenger uygulamalarını kullanmaktan vazgeçmeye çağırmaya başladı. Cambridge Analytica ise milyonlarca dolarını kaybetmemek adına CEO’sunu görevden aldığını ve bundan sonra yasa dışı işlere imza atılmayacağına dair bir açıklama yayınladı.

Sosyal Medya Verilerinin Tehlikesi

İşin kötü tarafı olayın sadece seçimlerle alakası olmamasıydı. Cambridge Analytica gibi şirketler, sosyal medya üzerinden izinsiz olarak topladıkları verilerle birlikte sizin bütün kimliğinizi ifşa edebilirler ve bunları devletlere satabilirlerdi. Örneğin; İçki içmenin yasak olduğu Malezya, İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerin vatandaşı olup, kaçak şekilde içki içenler sosyal medya verileri yoluyla tespit edilebilir ve bu veriler devletlere satılarak, bu kişilerin idam sehpasına gitmelerine neden olunabilirdi.

Nitekim Türkiye gibi kişisel verilerin korunmasına yönelik yasaların az ve detaysız olduğu ülkelerde, bu işin sonu hiç olmayacak yerlere kadar uzanabilirdi. Hatta 10GB internet paketi hediye ederek ya da faturada indirim uygulayarak, sizin verilerinizi kullanmak için uğraşan GSM şirketlerinin varlığı düşünülürse, Türkiye’de bugüne kadar neler olduğunu, varın siz düşünün…

YORUMLAR